Zırvalama Tahtası symfony, debian, PHP5, SQL ve pek çok ayrıntı

13Nov/080

Dijital çağın gençliği

Bir gece kör vakitte arkadaşlarım ile dışarda iken konu döndü dolaştı aşk’a ve aşk’ın yaşanmasına geldi, yakın çevremde gördüğüm duyduğum şeylerden dolayı ağzımdan aşağıdaki sözlere yakın bir şeyler döküldü, tam kelimeleri hatırlamasamda anlatılan aynı. Biraz buruk, çoğu gerçek.

Dijital çağ gençliğiz biz,
msn’de yaşarız aşklarımızı,
e-mail ile anlatırız duygularımızı,
web cam ile sevişir,
kısa mesaj ile ayrılırız,
dijital çağın gençliğiz biz.

29Apr/060

Çorapları alan çocuk….

Dedimde inanmadınız, o çorapları gerçekten bir çocuk alıyor, durun size hikayesini anlatayım.

Şehir ya her insan burada yalnız, ve her zaman tek başınadır, bu bizlere her şeyin en başında daha çocukken apartman aralarında öğretilir. Genelde dışarıya çıkamazsınız ya cezalısınızdır yada anne ve babanızın "evde" işleri vardır ve sizinle ilgilenecek zamanları yoktur, ve arkadaşlarınıza asla güvenmezler. Ya kötü alışkanlar kazanırsanız? Ne yaparlar sonra? Siz onların masum ve pembe mutluluklar içerisindeki küçük çocuğusunuz her zaman. İşte çorapçı çocukta bunlardan biri, apartman aralarında tek başına bir dairede oynayan arada bir pencereden dışarısını merakla izleyen. Merakını yenmek için bir kaç kez "keşif kaçışlarına" gitmiş olması ve bu nedenle kitli kapılar ardında kurşun askerler ve legoları ile tek başına oynayan, askerleri legolardan yaptığı evlerde yaşayan insanlar olarak düşleyen basit ve esmer bir çocuk. Belki gün ışığından mahrum kalması kara saçları ile tezat oluşturacak kadar esmer teninin açılmasına yol açıldığından bile habersiz. Kilitli kapılarınonu dışarıdan ve kötülüklerden koruyacağını düşünen ailesi ise bir şeyi atlamıştı, onları dışarıda tutarken çorapçıyıda yanlızlığa mahkum ettiklerini, "merak" denen o kötü suça karşı verilmiş bir ceza, güvensizliklerini, korkularını, endişelerinin emin eller altında kilitli kalması.

Bir gün çorapçının annesi komşuya gider, gider ya hem çorapçıyı odasına kitler hemde evin kapısını. Tabii hiç düşünmez onun kendi dünyasının ne halde olduğunu, yada belli etmez öyle ya endişeleri artık emin eller altında, kilitli kapıların arkasındadır. Zaman geçer, anne eve gelir. Kilitli kapıyı açar, eve girer, her şey "alışılmış" şekilde "olağandır". Olağan ev hali işte. Bir düşünce hariç, acaba bizimkisi ne yapıyor içerde? Belki tuvalete gitmek ister. Her zamanki gibi kilitli kapıyı açtığında gördüğü, legolardan yapılmış koca bir şehir ve evlerden dışarıdaki kurşun askerleri seyreden diğer kurşun askerler. Çorapçı ise ortalarda yoktur. ne yatağın altında, nede dolapta. Sandıkta da değildir çorapçı. Yoktur, gitmiştir. Tıpkı merakını yenemediği günde keşife gitmesi gibi, sessiz, habersiz. Saatlerce evde, günlerce sokaklarda aranır çorapçı, ağaçlara, sokak lambalarının direklerine asılan kayıp ilanları boşunadır. Yoktur, gitmiştir. Denirki çorapçı merak ettiği "dışarıya" gitmiştir lego evlerin arasından. Zaman zaman evleri ve içerde yaşanan hayatları merak eder ve sessizce gün boyu evde yaptıklarımızı izler, bazen ama bazen sadece ihtiyacı olduğundan yada hoşuna gittiğinden kimi eşyalarımızı alıp kullanır daha sonra geri getirir nazikçe, Yada sadece bizi neşelendirmek için ufak tefek eşyalarımızı saklar. Hani bir şeylerimiz kayboldu diye dolanırız ya ortalarda sonra defalarca baktığımız yerden çıkarlar, işte bu çorapçının şakalarından biridir sadece. Sakin, umutsuz ve mutsuz olduğumuzda bizlere bir şeyleri anlatmak için belkide. Çorapçı ismi ise şehir tarafından konan bir isim, şehrin çocuğunun, şehir tarafından çağırılması, en çok çorapları saklamayı sevmesinden dolayı şehir insanı tarafından verilmiş bir "yakıştırma" aslında. Çoraplarınız kaybolduğunda çorapçının evinizde sizi izliyor olabileceği ihtimalini hi bir zaman unutmayın ve onun eğlencesine katılın. Çoraplarınızı nasılsa geri verecektir, sadece eğlenin ve o hangi çorabı giyeceğinizin endişesini bir kenara bırakın.

(Yazar) Sevgili günlük...
(Günlük) Efendim?
(Yazar) Alalım düşünclerini..
(Günlük) aferim aferim...

10Feb/061

Antonio Guitarro ….

Hıms, uzun zamandır bir şeyler yazmadığımı fark ettim dedim bare yazam, size çoooooook eski bir hikaye, bu hikayeyi ilk olarak kadıköy'de anlatmıştım. ( anında, itina ile hikaye uydurulur servisinden çıkmıştı :) )

Antonio Guitarro, bir çingene hani bilirsiniz ispanyol çingelenerinden, henüz küçük bir çocukken keşfetmeye meraklı bir yapısı olan kara gözlü bir genç Antonio. Henüz 20' li yaşlarının en güzel zamanlarını yaşayan. Çerden çöpten süs eşyaları yapan anne ve bir mum ustasının oğlu. Zamanını güzel kadınlar ile güzel vakit geçirerek yaşayan ve özgürlüğüne düşkün bu adam bir gün Jasmine adındaki bir çingene'ye teslim eder sevdasını. Jasmine bir fal'cıdır hani şu meşhur tarot falı açanlardan. Güzel bir kadındır Jasmine, en azından kadındır bir defa. Jasmine şaşırır Antonio'yu ilk gördüğünde ne falda çıkmıştır oysa ne de rüya' da.

Sanırım bu olmalı der Jasmine evet bu o olmalı, sözü edilen ve zamanı gelince ön gürülemeden gelecek olan. Zaman geçer zaman tünelinden sessizce, evlenirler. çok güzel 3 seneleri geçer beraber, ve zaman yine bir kötü şaka yapar. Alır götürür Jasmine'i, Antonio üzüntüsünden bir süre kendini kaybeder ve kapatır kendini o tekerlekli ufak evlerine. zaman geçmeye devam eder Antonio içerde kalır. neşesi ve çoskusu derin ve karanlılk bir ormanda kaybolmuş, gözleri yoktur artık. sadece koloni ile ilerler konuşmadan... zaman geçemeye devam eder.

Antonio bazen yaptığı gibi gider bir gün evinden çıkıp ornama doğru, nereye gittiğini neden gittiğini düşünmeden, sadece gidiyor olamak için. Ve oturur yaşlılıktan ölmüş ve düşmüş bir köknar ağacının kütüğüne, elinde bir çöp parçası ile Jasmine'i çizer o kara toprağa ve yine çizer ve yine. Jasmine kadar güzeldir Jasmine'nin sesi, sesini özler Antonio. ve düşünür kütüğün üstünde saatlerce özler sadece.

Dönerken geri o kütüğüde alır yanına, öyle ya konuşmadan anlamıştır yaşlı köknar onu. Oda bir sevdadan ölmüştür zaten.
Antonio özledikçe Jasmine' i, kütüğe oturur ve konuşur sessizce. öyle ya kimi zaman konuşmaya gerek yoktur anlatmak için.

Antonio bir gün yine özlerken Jasmine' i aklına bir şeyler gelir. Yasmine' güzel bir kadındır güzel sesi olan, Jasmine'i yanında istemektedir yada en azından o olduğuna inandığı bir şeyi.Alır yaşlı köknarı ve Jasmine için bir şeyler yapar, Jasmine benzer kalçaları ve Jasmine kadar güzel sesi olan adı da Jasmine' dir zaten. Özledikçe Jasmine'i alır ve Şarkı söyletir.

Zaman geçer ve Antonio zamanla dikkatleri üzerine toplar Jasmine için yaptığı şeyle birlikte. Artık hüzünlü aşkların hikayelerinin anlatıldığı gecelerin vazgeçilmezidir Antonio ve Jasmine. Antonio göçüp gittiğinde birileri bu geleneği devam ettirir. Yeni Jasmine'ler yapılır köknarlardan.

Hani şu gitar dediğimiz şey var ya? İşte o Antonio'nun Jasmine'dir. Kalçaları, incecik beli ve güzel göğüsleri olan Jasmine, zamanla onu çok seven adam olan Antoino'nun adı ile anılır, Guitarro. evrim geçirir zamanla gitar olur adı. Yaa işte böyledir gitar'ın ve Jasmine'nin hikayesi. Belkide bu nedenle pek çok profesyonel gitarcı, gitarlarına kadın isimleri verirler, ("rose" en ünlülerinden biridir. bilin bakalım kimin gitarının adıdır?) ve pek çok kadından daha fazla önemlidirler. Belkide, Jasmine?

================================================
Hikaye o kadar iyi olmadı yazıya dökünce, bazı hikayeler sadece hikaye olarak kalmalı sanki.

Etiketleri: , , , 1 Yorum var
28Nov/050

Şeytan, Para

Bu hikayeyi sanırım en son 3 hafta önce anlatmıştım.

Eskiden, çok eskiden şeytan'ın işi kolaydı, dünya üzerinde az sayıda topluluk ve insan vardı. Onlara yaklaşıp kandırmak, ve kötülüğe ikna etmek çok zor değildi zira vaktide vardı.

Ancak dünya üzerindeki topluluk ve insan sayısı arttıkça işleri zorlaşmaya başladı. Eskiden kandırdığı insanları izleyip eğlenebilirken artık kimleri kandıracağına karar verecek bile vakti olmuyordu. Bu duruma bir çözüm yolu düşünmeye başladı şeytan, ne yapsam ve işlerimi kolaylaştırsam? Bir yardımcı bulsam fanilerden işe yarar mı? Böyle düşünerek günler günleri kovaladı. Taaki bir gün bir kral'ın istediği şey kulağına gelene kadar. "Bana öyle bir şey getirin ki değiş tokuş yapmak için o kadar şey taşımayalım, işlerimizi kolaylaştırsın ve bunu herkes kullanabilsin".

İşte bunları duyduğunda şeytan'ın kafasında bir şimşek çaktı. Halkın en üst mertebesinden en altına kadar ulaşabileceği bir şey, üstelik değerli. Ehh zaten insanların sahip olma ve kıskançlık duyguları üzerine kurulu şeytan'ın işi.

Evet kullanabilirim bunu dedi şeytan. Ama insanoğlu o kadar akıllı mı? Gitti bir alime insan kılığında dedi, "al bu metal'i tut elinde, ve alırken bir kaç parça esvap bunu ver. bak kolay taşıması. Bir metal, bir esvap sadece hesabı".

Alim'in aklına yattı, koştu kralına "budur aradığınız yüce kralım taşıması, hesabı kolay bunu verip esvap, yiyecek alabiliriz çuvallar ile mal taşımak yerine". Kral bu fikri sevdi ve alim'i ödüllendirdi, şeytan da bu işe çok sevindi.

Bir kaç zaman sonra artık bu metal parça herkesin elinde, üzerinde idi. Insanları kandırmak, kötülüğe götürmek kolaylaşmıştı. Şeytan yardımıcısını bulmuş , ismini insanlar koymuştu.

"Para", Üzerine sözler, üzerine deyişler, üzerine hikayeler yazıldı. Savaşlar artık para için yapılır oldu, ve şeytan aslında masum'du. Tek yaptığı yardım etmek insanlara para'yı bulması için.

Gerisi zaten insan.

20Nov/050

Hikayelerim. Ben ettim sen etme.

Eskiden, çok eskiden hikayeler, karikatürler ve çizgi romanlar hazırlardım. Bir şeyler olana ve benim tüm bunları tuttuğum defterimi yırtıp çöpe atıncaya kadar. Her ne ise... Zaman zaman canım sıkıldığında duruma uygun bir hikaye uydurmak hoşuma gider hala. Bu gibi durumlarda eğer unutmazsam hikayelerimi buraya yazmayı düşünüyorum. Arada sırada anlattığım bir hikayeyi yazarak açılışı yapayım.

Günlerden bir gün My god'ın canı sıkıldığı bir sırada bir kaç melek Adem adını verdikleri
heykeli My god'a gösteriyorlar.. My god heykeli çok beğeniyor ve şuna bir can vereyim bari
hem izlerim hem eğlenirim
diyor sonra bakıyor ki adem'in kendi yanında bulunması doğru olmaz işin eğlencesi kalmaz. Bir hokus pokus ve parmak şıklatması, yaratıveriyor cennet diye bir mekan, adem sıkılmasın oda kendince eğlensin diye.
neyse efendim can verip yolluyor cennete adem'i. Adem'de bir garip insan, canı sıkılıyor elbet tek başına, başlıyor cenneti dolaşmaya.

Bir gün dolaşırken bir karıncanın kocaman bir yaprağı taşıdığını görüyor, ve merak ediyor başlıyor karıncayı izlemeye
karınca yaprağı yuvaya kadar götürüp içeri sokamayınca arkadaşları yardım ediyor. Adem vay be diyor şu işe bak!.. ve oturuyor yuvanın başında bir kaç yüzyıl. Karıncalar hakkında o kadar çok şey öğreniyor ki
normal insanların anlayabilmesi mümkün değil. Daha sonra çicekleri, böcekleri, taşları, bulabildiği her şeyi inceleyip,
izleyip muazzam bir bilgi birikimine sahip oluyor. tabii cennette meleklerde var onlarla muhabbet ederken birden farkediyor ki herşeyi biliyor aslında, herşeyi bugünkü aklımızla bizim bulamadığımız bilemediğimiz herşeyi. ( bir kaç bin yıl da yada milyar yılda yada neyse artık sürede malum orası cennet zaman kavramı farklı ) ve çıkıyor bir dağın tepesine sesleniyor My god'a...

Ben senin yarattığın her şeyi biliyorum senin tüm bilgine bende sahibim
yok seninle aramda bir fark artık...

My god sinirlenecek gibi oluyor ama yakışmaz koskoca My god'a bu hareket diye düşünüp duruluyor ..
Düşünüyor bir süre, adem bu sessizliği bir zafer gibi düşünürken bir ses duyuluyor derinden.

Sen daha her şeyi görmeden nasıl böyle laflar edersin?..
Gözünün gördüğü en yüksek dağın ardında, şimdiye kadar hiç görmediğin
bir şey varken daha?..

Adem peki diyor ve düşüyor yola. Gözünün gördüğü en
yüksek dağın ardına. Şimdiye kadar görmediğini gördüğünde düşünüyor söylediği sözleri.

Bir süre izliyor Adem tıpkı karıncaları, çiçekleri, izlediği gibi.
Ama şimdiye kadar hiç hissetmediği şeyleri hissetmeye başlıyor ve anlam veremiyor buna.
Zamanla Havva olduğunu öğreniyor adının. Zamanla yakınlaşıyorlar birbirlerine, sadece öylesine.
Yinede aklı karışık Adem'in bakıyor ki Havva Orkide seviyor, gidip orkide topluyor ..
Havva buna çok seviniyor ama ertesi gün aynı tepkiyi göstermiyor.
Böylece günler üstüne günler ile uzun bir süre geçiyor, Adem Hala bir şeyi anlamış değil. Nasıl bir yaratık bu?
Bu kadar güzel ve bu kadar garip? Belki tüm cenneti dolaşıp gezdiğinden çok daha uzun bir süre geçiyor Havva ile beraber,
ama hala anlayabilmiş değil...

Tekrar çıkıyor en yüksek dağın tepesine ve sesleniyor My god'a

"Allahım ben ettim sen etme"...