Zırvalama Tahtası symfony, debian, PHP5, SQL ve pek çok ayrıntı

1Sep/070

Kod yazma sanatı

Çoğu zaman bir şeyler yazarken kendimi bir hikaye yada roman yazarı gibi düşünürüm (çoğunlukla şair olarak), bunun en önemli nedenlerinden biri kod yazımı sırasında dikkat ettiğim yazım biçimi, genel olarak kendimi belirli bir yazım biçimine alıştırdığım için her satır kod'un düzenli görünmesi önemli bir hal aldı, bunların en başında virgül, satır sonundaki boşluklar ve tab karakteri oluşturuyor. Eski hacker'lar vim ile çalıştığından kodlarının altına vim için set komutları bulunurdu ve böylece hangi makinedeki vim ile açarsanız açın aynı görünürdü, modern editörlerde de benzeri ayarları bir yerlerde saklama yeteneği olsa bile dosya içerisinde bu bilgiyi bulundurmadığı için büyük bir sorun oluşturmakta, acaba bir gün birileri bu satırları modern editörler için uygulanabilir hale getirirmi? Elbette kod üzerindeki her şeyi bir editör ayarlayamaz ama insanı biraz zorlasa? Sanırım Python'u daha fazla sevmeye başlamamım nedenlerinden biri bu. İnsanlardan her yerde aynı görünen ve okunabilir kod beklemek sanırım harici istekler dahilinde ve bunun için tanrıya dua etmem gerekiyor. (o kadar umutsuzum). Henüz şimdiye kadar kod sitilini önemseyen yerli bir firmaya rastlamadım ve rastladığım tek firma ise yabancı bir firmanın Türkiye ofisi idi. Üniversitelerde ne öğretiyorlar acaba? Boşa nasıl vakit geçirilir, nasıl özensiz iş yapılır bu derslerin başında olmalı. Cehenneme hoş geldiniz.

21Mar/060

Bu şehir,

Her sokağında ayrı bir hikaye ayrı bir insan olur, kimi zaman saatlerce oturup hiç konuşmadan seyrederim sokaklarını, kimi zaman elimde şarap kaldırımları arşınlarım. Bazen bunaltsada, her halde dünyanın en zor şeyi bu şehirden gitmektir. Gelmek kolaydır ama gitmek her baba yiğidin harcı değildir. Üzüntüsü de buradadır artık özlemide, acısıda, aşk'ı da bu şehirdedir. Dünyanın en güzel yosmasıdır İstanbul. İstediği zaman sever sizi, istediği zaman gider öylece bırakarak, ve bir gün tekrar çıkar karşınıza, büyük bir özlemle yanan iki sevgili gibi sevişir, sadece şehir ve sen kalırsın.

(Yazar) Sevgili günlük...
(Günlük) Evet?
(Yazar) Bu şehir bir başka dünya.
(Günlük) Seninkisi aşktan sanırım.

20Nov/050

Hikayelerim. Ben ettim sen etme.

Eskiden, çok eskiden hikayeler, karikatürler ve çizgi romanlar hazırlardım. Bir şeyler olana ve benim tüm bunları tuttuğum defterimi yırtıp çöpe atıncaya kadar. Her ne ise... Zaman zaman canım sıkıldığında duruma uygun bir hikaye uydurmak hoşuma gider hala. Bu gibi durumlarda eğer unutmazsam hikayelerimi buraya yazmayı düşünüyorum. Arada sırada anlattığım bir hikayeyi yazarak açılışı yapayım.

Günlerden bir gün My god'ın canı sıkıldığı bir sırada bir kaç melek Adem adını verdikleri
heykeli My god'a gösteriyorlar.. My god heykeli çok beğeniyor ve şuna bir can vereyim bari
hem izlerim hem eğlenirim
diyor sonra bakıyor ki adem'in kendi yanında bulunması doğru olmaz işin eğlencesi kalmaz. Bir hokus pokus ve parmak şıklatması, yaratıveriyor cennet diye bir mekan, adem sıkılmasın oda kendince eğlensin diye.
neyse efendim can verip yolluyor cennete adem'i. Adem'de bir garip insan, canı sıkılıyor elbet tek başına, başlıyor cenneti dolaşmaya.

Bir gün dolaşırken bir karıncanın kocaman bir yaprağı taşıdığını görüyor, ve merak ediyor başlıyor karıncayı izlemeye
karınca yaprağı yuvaya kadar götürüp içeri sokamayınca arkadaşları yardım ediyor. Adem vay be diyor şu işe bak!.. ve oturuyor yuvanın başında bir kaç yüzyıl. Karıncalar hakkında o kadar çok şey öğreniyor ki
normal insanların anlayabilmesi mümkün değil. Daha sonra çicekleri, böcekleri, taşları, bulabildiği her şeyi inceleyip,
izleyip muazzam bir bilgi birikimine sahip oluyor. tabii cennette meleklerde var onlarla muhabbet ederken birden farkediyor ki herşeyi biliyor aslında, herşeyi bugünkü aklımızla bizim bulamadığımız bilemediğimiz herşeyi. ( bir kaç bin yıl da yada milyar yılda yada neyse artık sürede malum orası cennet zaman kavramı farklı ) ve çıkıyor bir dağın tepesine sesleniyor My god'a...

Ben senin yarattığın her şeyi biliyorum senin tüm bilgine bende sahibim
yok seninle aramda bir fark artık...

My god sinirlenecek gibi oluyor ama yakışmaz koskoca My god'a bu hareket diye düşünüp duruluyor ..
Düşünüyor bir süre, adem bu sessizliği bir zafer gibi düşünürken bir ses duyuluyor derinden.

Sen daha her şeyi görmeden nasıl böyle laflar edersin?..
Gözünün gördüğü en yüksek dağın ardında, şimdiye kadar hiç görmediğin
bir şey varken daha?..

Adem peki diyor ve düşüyor yola. Gözünün gördüğü en
yüksek dağın ardına. Şimdiye kadar görmediğini gördüğünde düşünüyor söylediği sözleri.

Bir süre izliyor Adem tıpkı karıncaları, çiçekleri, izlediği gibi.
Ama şimdiye kadar hiç hissetmediği şeyleri hissetmeye başlıyor ve anlam veremiyor buna.
Zamanla Havva olduğunu öğreniyor adının. Zamanla yakınlaşıyorlar birbirlerine, sadece öylesine.
Yinede aklı karışık Adem'in bakıyor ki Havva Orkide seviyor, gidip orkide topluyor ..
Havva buna çok seviniyor ama ertesi gün aynı tepkiyi göstermiyor.
Böylece günler üstüne günler ile uzun bir süre geçiyor, Adem Hala bir şeyi anlamış değil. Nasıl bir yaratık bu?
Bu kadar güzel ve bu kadar garip? Belki tüm cenneti dolaşıp gezdiğinden çok daha uzun bir süre geçiyor Havva ile beraber,
ama hala anlayabilmiş değil...

Tekrar çıkıyor en yüksek dağın tepesine ve sesleniyor My god'a

"Allahım ben ettim sen etme"...